8 Ekim 2015 Perşembe

Boşa geçmiş bir sene (I)

Tam bir yıl 2 hafta oldu siktiğimin üniversitesine geldiğim günden beri. İlk geldiğim günü hatırlıyorum dün gibi aklımda zaten oradan belliymiş şansımın yaver gitmeyeceği. Metro turizmle geldim, geldim gelmesine de 8 saatlik yolu 10 saatte geldim bir de üstüne bunun son 5 saati çişimi tutmak zorunda kaldım ki sorma. Annemi kıramadım. Yine başıma bir şey gelebilir düşüncesinde olduğundan sakın otobüsle gitme ne olur ne olmaz yüklerin var oğlum diye en az 20 kere tembihledi. Ne yapalım el mahum iner inmez elimde bavullarla atladım taksiye. 10 dakikalık mesafe için 30 lira bayıldım ama koymadı tabi cebimde tomarla para nereye koyuyo herkes sıkıştırmış bişeyler :D ilk 2 hafta nereye harcayacağını bilemiyosun o kodumun parasını, kendini paşa oğlu sadrazamın sol taşağı gibi hissediyosun. Güzeldi ama... Hayata tekrar nereden başlamak isterdin deseler yine üniversiteye geldiğim günden derim çünkü para bok. Neyse tamam her şey güzel girdim yurda yaptırdım kaydımı geçtim odama. Hani yurtta yurt ama havuzlu, bahçeli, denize sıfır. Oğlum yaşadın diyorum içimden ama bir tarafımda umduğumu ya bulamazsam diye geçiriyordu anlamsızca. Geçtim odama yerleştirdim eşyalarımı dolabıma. Ee dedim napacan aq kimseyi tanımıyon okul yarın açılıyo sabahın köründe gelmişsin şehre. Bu sırada oda arkadaşım uyandı tanıştık ettik falan o konu faslıda kapandı geçtim ben yatmaya koca gece heyecandan 1 gram uyku girmemiş gözüme yolda. Ne kadar bizim toplumumuzda erkek çocuklarının yeri ayrı olsada (hiç tasvip ettiğim bir düşünce yapısı değil) kolay da değil ilk defa ailenden ayrılıyorsun, ilk defa farklı bir şehirde yaşamaya başlıyorsun ve kendi başınasın, bugüne kadar yanında hep ailen oldu ama artık kendi kendine yetmeye öğrenmeyi başlayacaksın. Öyle ya da böyle bir şekilde geçirdik ilk günümüzü. Yarısı gün oldu gittim okula şansıma iki kişiye ydyo nerede diye sordum onlarda bilmediğini ama kendilerininde oraya doğru gittiğini söylediler. Yine bir tanışma faslı ve çocuklar benim kaldığım yurttan ve hazırlıktan çıktılar. Bir zaman sonra da bunlardan birisi benim oda arkadaşım oldu. Sınıfa girdiğimde kendimi üniversitede gibi hissetmedim. Haftada 30 saat ingilizce ve tüm sene boyunca %85 devam zorunluluğu var dediler. Benim hayalimdeki üniversite bu değildi, peki ben nereye gelmiştim? Nasıl dağıtıp eğlenecektim? Nasıl kızlarla o bar senin bu bar benim yapacaktım? Nasıl sahilde 2 bira alıp arkadaşlarımla ateş yakıp sohbet edecektim? Hepsini yaptım diyelim. E ben bu siktimin okuluna yarısı gün nasıl kalkıp gidecektim? Sorular, sorular ve sorular aklımda dolup taştı. Bari özgürlüğüme kavuştum şu kur sınavına girip kuzenlerin yanına bursaya geçeyim zaten ilk hafta yoklama alınmaz heralde dedim, almışlar. Sonun başlangıcı işte burada oldu. 120 saat devamsızlık hakkımın tam tamına 30 saatini yani 4'te birini o bir haftada yedim. Neyse dedim giderim belki ingilizceme katkısı dokunur diye defalarca avuttum kendimi. tam 3 hafta sonra 13 yıldır benimle birlikte olan köpeğim hayatını kaybetti. Neye uğradığımı şaşırdım, haberi aldığımda istanbuldaydım önceki günkü galatasaray fb maçı için gelmiştim. Döndüm tekirdağa eşyalarımı alıp doğruca evime doğru atladım ilk otobüse. Beynimden vurulmuş gibiydim, ve çevremdekilere köpeğim öldü dediğimde(yakın çevrem hariç) gözlerinde o duyguyu göremedim asla. Onlar da haklı aslında ömründe hiç biri bir hayvan sevgisini tadamamış, onun sana verdiği dostluğu hep başka şeylerde aramış ve onları hayatının bir köşesine fırlatıp atmışlardı geri dönüp bakmamak, karşılarına çıkıncaya dek onları hatırlamamak üzere. 2. haftamı da bu olayla birlikte yedim ve okulun bitmesine daha 8 ay varken devamsızlığımın yarsını bitirmiştim...